Asırların Bilgini: Muallim-i Sani | İslam Bilim Tarihi Serisi
blog·6 gün önce

Asırların Bilgini: Muallim-i Sani | İslam Bilim Tarihi Serisi

İslam Bilim Tarihi serimizin 2. yazısında El-Farabi'yi tanıyoruz. Keyifli okumalar...

İslam Bilim Tarihi Üzerine: El-Farabi

Bir önceki yazımızda İslam Bilim Tarihi hakkında bir girizgah yapmıştık. Bu girizgahın ardından İslam Bilim Tarihi hakkında derinlere inmeye başladığımızda karşımıza bir isim çıkıyor; asırlardır duyduğumuz o isim: Farabi...

Peki ismini dünyanın her yerinde duyabileceğimiz Farabi kimdir? Onu yalnızca ikinci öğretmen olarak tanımak yeterli midir?

Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzlag el-Farabi et-Türki’dir. Biz onu kısaca Farabi diye tanırız. 870-872 yılları arasında Türkistan’ın Farab (Otrar) bölgesinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarından itibaren çevresinde olup bitenleri sorgulamış. Bu sorgulayıcı yapısı onun kişisel gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir. Farabi genç yaşta Bağdat’a giderek o dönemin en önemli ilim merkezlerinde eğitim alarak kendini geliştirmiştir. Matematik, felsefe, mantık, müzik ve daha birçok alanda kendini geliştirmiş ve çevresindekileri etkilemiştir. O bilgiyi yalnızca öğrenilecek bir şey değil, insanın varoluşunu anlamlandıracak bir yolculuk olarak görürdü. Bu yüzden bir şeyler öğrenmek için hiçbir zaman geri durmazdı, bilgi nerede olursa olsun.

İkinci Öğretmen (Muallim-i Sani)

Aristoteles “ilk öğretmen” olarak kabul edilirken Farabi “ikinci öğretmen” olarak kabul edilir. Bunun sebebi, Aristoteles’in mantık, metafizik ve felsefe ile ilgili bilgi mirasını yeniden yorumlayıp geliştirerek İslam dünyasına yeni bir düşünce sistemi getirmesidir. Böylece düşüncenin yollarını gösteren bir rehber, bir öğretmen oldu. Ayrıca matematik, müzik, siyaset ve ahlak gibi farklı konuları felsefi bir bütünlük içinde ele aldı. Bu süreçte El-Medinetü’l-Fazıla adlı eserini kaleme aldı. Eserinde erdemli bir toplumun nasıl kurulacağını anlatarak insanları doğruya yönlendirdi. Ona göre toplum, bireylerinin ahlak ve bilgisiyle yükselirdi. Erdem medeniyetin temel direği olarak kabul edilirdi.

Yazdığı bir diğer kitap ise Kitabü’l-Musika el-Kebir idi. Bu kitabında müziğin ruhunu, matematiğini ve seslerin düzeninin evrenin düzeniyle uyum içerisinde olduğunu vurguladı. Bu anlayışı yalnızca teoride kalmadı. Rivayetlere göre Farabi bir yolculuktan sonra bir hükümdarın huzuruna çıkar. Orada, Farabi’yi test etmek için sorular sorulur. Önce felsefe ve mantık üzerine sorular yöneltilir, Farabi bu soruları derin ve anlamlı bir şekilde cevaplandırır. Ardından matematik ve astronomi ile ilgili sorular sorulur. Yine tüm sorulara doğrudan, derin ve anlamlı cevaplar verir. Herkes bu cevapları hayretle karşılar çünkü bu cevapları verebileceğini kimse düşünmez.

En sonunda “müzikten anlamaz herhalde” diye düşünüp müzik hakkında sormaya karar verirler. Farabi bu noktada sözle değil, udunu çalarak cevap verir. Önce neşeli bir makamla herkesi güldürür, sonra hüzünlü bir ezgiyle ağlatır ve en sonunda sakin bir melodi ile tüm meclisi uyutur. Böylece müziğin insan ruhu üzerindeki etkisini gösterir.

Farabi’nin eserleri daha sonraki yıllarda Latince’ye çevrilerek Avrupa’ya ulaşmıştır. Onun felsefi yorumları ilerleyen yıllarda gelişen skolastik düşünceyi etkilemiş, Batı dünyası Farabi’nin fikirleri ile düşünce ufkunu genişletmiştir. İslam dünyasında ise derin izler bırakmıştır.

Bugün Farabi’yi anarken, onun bize bıraktığı miras yalnızca kitaplarda değil; düşünmenin, sorgulamanın ve erdemli bir yaşamın değerinde saklıdır. O, bilginin peşinde koşan bir filozof değil; bilginin insanı dönüştüren gücünü gösteren bir rehberdi.

İslam Bilim Tarihi üzerine çıktığımız bu yolda bu hafta El-Farabi'yi konu edindik. Önümüzdeki haftalarda yeni bilim insanlarımız ile beraber olacağız. Görüşmek üzere, hoşça kalın...

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın