blog·21 Ağustos 2026

Demir Ağların Yerli Devleri: Karakurt ve Bozkurt

Cumhuriyetimizin Teknoloji Tarihi Üzerine: Karakurt ve Bozkurt

Geçen yazımızda Türkiye’nin erken dönem sanayileşme adımlarına şöyle bir bakmış, yerli üretimin ilk filizlerine değinmiştik Bu yolculukta biraz ilerlediğimizde karşımıza rayların üzerinde sessizce duran ama arkasında devasa bir azim barındıran iki tanıdık isim çıkıyor; Karakurt ve Bozkurt...

Peki, Eskişehir ve Sivas’taki atölyelerden çıkıp raylara inen bu iki buharlı lokomotif sadece birer demir kütlesi miydi? Onları Türk sanayi tarihinde bu kadar özel kılan şey neydi?

1960’ların başında Türkiye’de demiryolu ulaşımı tamamen dışa bağımlı bir yapıdaydı Yollarda çalışan lokomotiflerin yedek parçası dahi yurt dışından getiriliyordu İşte bu bağımlılığı kırmak için 1961 yılının ortalarında düğmeye basıldı Hedef net ama zordu; tasarımından dökümüne, vidasından kazanına kadar tamamen yerli bir buharlı lokomotif inşa etmek

Eskişehir Demiryol Fabrikası ve Sivas Cer Atölyesi mühendisleri ile işçileri bu zorlu görevi üstlendi Zaman kısıtlıydı; Türk insanına imkan verildiğinde neler yapabileceğini göstermek istiyorlardı

Karakurt ve Bozkurt’un Doğuşu

Eskişehir’deki atölyede hummalı bir çalışma başladı Mühendisler çizim masalarının başından kalkmıyor, dökümcü usta devasa silindirleri milimetrik hassasiyetle döküyordu Yaklaşık 4 bin 600 parçadan oluşan bu devi bir araya getirmek tam 6 ay sürdü

1961 yılının Ekim ayında, 1915 beygir gücünde, 97 ton ağırlığında ve saatte 70 kilometre hız yapabilen ilk yerli buharlı lokomotif tamamlandı Adı, heybetine yakışır şekilde Karakurt kondu Karakurt, ilk deneme sürüşü için raylara çıktığında ve o meşhur düdüğünü çaldığında atölyedeki ustaların yaşadığı gururu tarif etmek imkansızdı

Eskişehir’de Karakurt yükselirken, Sivas’taki atölyeden de benzer bir düdük sesi yükseldi Sivaslı ustaların ve mühendislerin emeğiyle üretilen kardeş lokomotif Bozkurt, 1961 yılında tamamlanarak Sivas’ta raylarla buluştu Bozkurt da tıpkı Karakurt gibi 56000 tipi bir buharlı lokomotifti ve Doğu Anadolu’nun zorlu iklim ile coğrafi şartlarında hizmet etmek üzere tasarlanmıştı

Anekdotlarla Raylardaki İzler

Karakurt ve Bozkurt sadece birer makine değildi; o dönem için imkansız denileni başaran bir vizyonun sembolüydü

Karakurt’un üretildiği Eskişehir Fabrikası, tam da o günlerde Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim’in üretildiği yerdi Fabrikadaki işçiler ve mühendisler bir yanda Devrim otomobilinin motorunu monte ederken, diğer yanda Karakurt’un devasa kazanını çatmaktaydı

Karakurt, Doğu ve İç Anadolu hattında yaklaşık 25 yıl boyunca aralıksız yük ve yolcu taşıdı Milyonlarca kilometre yol katetti, binlerce ton yükü menziline ulaştırdı Bozkurt ise Sivas ve çevresindeki zorlu dağ hatlarında yıllarca hizmet verdi

Emeklilik ve Müze Yılları

1980’lere gelindiğinde dünya genelinde buharlı lokomotif devri kapandı; yerni dizel ve elektrikli trenlere bıraktı Karakurt 1980’lerin başında, Bozkurt ise 1990’lara doğru aktif hizmetini tamamlayarak emekliye ayrıldı.

Bugün Karakurt, doğduğu yer olan Eskişehir’deki fabrika bahçesinde sergileniyor Bozkurt ise Sivas’ta, demiryolcuların ve meraklıların ziyaret edebileceği bir anıt olarak korunuyor Onlara baktığınızda gördüğünüz şey sadece eski bir demir yığını değil; bir dönemin inancı, alın teri ve Türk mühendisliğinin ilk büyük meydan okumasıdır.

Cumhuriyetimizin Teknoloji Tarihi üzerine çıktığımız bu yolda bu hafta Karakurt ve Bozkurt lokomotiflerini konu edindik Önümüzdeki haftalarda yeni üretim hikayeleri ve yerli hamlelerle tekrar beraber olacağız Görüşmek üzere, hoşça kalın...

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın