
İskenderiyeli Hypatia – Bilimin İlk Kadın Kurbanı: Antik Çağda Matematik, Astronomi ve Dogmanın Çarpışması
Dünya Tarihine İz Bırakmış Kadınlar Serimizin ilk yazısında bugün Hakikatin ve Bağnazlığın Çarpışması: İskenderiyeli Hypatia üzerine konuşacağız...
Karanlığın Ortasında Bir Bilge: İskenderiye’nin Son Işıkları Milattan sonra dördüncü yüzyılın sonları... Bir zamanlar Akdeniz dünyasının en büyük gücü olan Roma İmparatorluğu çatırdıyor, siyasi çalkantılar arasında insanlığın o güne kadar biriktirdiği kadim bilgiler adeta can çekişiyordu. İşte bu sancılı dönemde, ilmin ve felsefenin parıltılı merkezi İskenderiye’de bir deha yetişti: Hypatia.
O, yalnızca formüllerle uğraşan bir matematikçi ya da gökyüzünü gözleyen bir astronom değildi; yaşadığı dönemin en saygın entelektüellerinden biriydi. Bilimle, İskenderiye Felsefe Okulu'nun son yöneticisi olan babası Theon vesilesiyle tanıştı. Ancak Hypatia, zekası ve hakikate olan tutkusuyla kısa sürede babasının sınırlarını aşarak çağının ötesine geçti. Kadının sosyal hayattan ve entelektüel zeminden dışlanmak istendiği bir dönemde felsefe, geometri, astronomi ve edebiyat üzerine eksiksiz bir yetkinliğe ulaştı.
Önyargıları Yıkan Bir Kürsü: Platon Okulu Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi bünyesindeki felsefe okulunun başına geçtiğinde, şehrin merkezinde halka açık dersler vermeye başladı. Onun derslerini dinlemek, o dönem için büyük bir ayrıcalıktı. Suriye’den, Cyrene’den, Asya ve Avrupa'nın dört bir yanından gelen talebeler, onun riyazet ve felsefe üzerine kurduğu derinlikli cümleleri işitmek için İskenderiye’ye akın ediyordu.
Hypatia için mühim olan tek şey, saf bilgi ve o bilgiyi arayan samimi zihinlerdi. Derslerinde hiçbir zaman inanç, köken veya sınıf ayrımı yapmadı. Hristiyanları, paganları ve Yahudileri aynı çatı altında toplayarak onlara Platon ve Aristoteles’in evrensel mantık dilini öğretti. Yetiştirdiği talebeler arasında geleceğin valileri ve piskoposları yer alıyordu. Diophantus’un aritmetiğini, Apollonius’un koniklerini sadece aktarmakla kalmıyor, üzerlerine şerhler yazarak bilim tarihine özgün katkılar sunuyordu.
Siyasi İhtiraslar ve Yükselen Taassub Ne var ki, İskenderiye’nin o huzurlu ilim günleri uzun sürmedi. Şehir, Vali Orestes ile Hristiyan Piskopos Kiril arasındaki güç mücadelesinin arenasına dönüştü. Siyasetin dini argümanları manipüle ettiği bu kaos ortamında Hypatia, her türlü politik hizbin dışında kalarak sadece aklı, adaleti ve bilimi savundu.
Ancak tarihin her döneminde görülen o acı kural yine işledi: Siyasi hırslarını din perdesi arkasına saklayan bağnazlık, bağımsız ve dik duran bir akla tahammül edemedi. Hypatia’nın toplumu etkileyen bu güçlü ve tarafsız duruşu, onu hedef tahtasına koymak isteyenler için bir tehdit olarak görüldü ve hakkında asılsız karalama kampanyaları başlatıldı.
İlmin Şehadeti ve Bir Devrin Kapanışı Milattan sonra 415 yılının bir Mart günü... Hypatia, her zamanki gibi dersinden çıkmış, evine doğru gitmekteydi. Gözü dönmüş, cehalet ve siyasi nefretle doldurulmuş bir güruh, bu savunmasız ama vakur kadını zorla arabasından indirerek kiliseye sürükledi. İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri o an yazıldı; Hypatia vahşice katledildi ve bedeni ateşe verildi.
Onun ölümüyle sadece bir bilim insanının hayatı son bulmadı; İskenderiye Felsefe Okulu yağmalandı, kütüphaneler darbe aldı ve dönemin parlak zihinleri şehri terk etmek zorunda kaldı. Hypatia’nın can verdiği gün, İskenderiye’de hür düşüncenin ve hakikat arayışının da derin bir yara aldığı gün olarak tarihe geçti. Onun hikayesi, insanlığa tek bir hakikati haykırıyordu: İlmin ve aklın en büyük düşmanı din değil; dini kendi ihtiraslarına alet eden cehalet ve taassubdur.
Serimizin devamı haftaya cumartesi Saat 20.00'de sizlerle...
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın