
Otto Lilienthal – Havada Kalma Sanatı: Planörler ve Pratik Havacılığın Trajik Öncüsü
Bazen, rüzgârın tam da yüzüne vurduğu o sessiz anda, bir anlığına ayaklarının yerden kesildiğini hissedersin ya... Hani çocukken bir tepeden aşağı koşarken "Birkaç adım daha atsam sanki uçacağım" dediğin o garip, tatlı his. İşte tam da bu duyguyla kafayı bozmuş biri vardı 19. yüzyılın sonlarında: Otto Lilienthal.
1848 yılında Almanya’nın Anklam adında küçücük bir kasabasında doğdu Otto. Çocukken kardeşi Gustav ile tarlaların kenarına uzanır, saatlerce leyleklerin süzülüşünü izlerlerdi. "Biz neden yapamıyoruz?" sorusu daha o yıllarda zihnine kazınmıştı. Bu merak geçici bir heves olarak kalmadı; bütün hayatını şekillendiren bir tutkuya dönüştü.
Potsdam’da makine mühendisliği okudu. Okul biter bitmez kendisini Franco-Prusya Savaşı’nın kasvetli ortamında buldu. Savaşın ardından Berlin’de kendi mühendislik atölyesini kurdu. Zeki ve üretken bir mucitti aslında; güvenli buhar kazanları, madencilik makineleri, hatta çocuk yarış arabaları tasarlayıp patentler aldı. Ticari başarısı ona finansal özgürlük getirdi ama aklı hep gökyüzündeydi.
Çoğumuz uçmayı düşündüğümüzde aklımıza hemen Wright Kardeşler gelir. Ama motorların gürültüsü gökyüzünü kaplamadan çok önce, Berlin yakınlarında kendi elleriyle yaptırdığı yapay bir tepede rüzgârı bekleyen yalnız bir adam vardı.
Gündüzleri atölyesinde çalışırken, boş kaldığı her anı kuşların aerodinamiğini incelemeye adadı. Leyleklerin rüzgârı nasıl göğüslediğini santim santim kaydetti ve bunları bir kitapta topladı. "Kuş Uçuşu Havacılığın Temelidir" dedi durdu etrafındakilere. İnsanlar o dönem ona nasıl bakıyordu dersiniz? Çılgın? Belki biraz. Ama o, ahşap çıtalar ve pamuklu kumaşlardan yaptığı kanatları sırtına geçirip o tepeden aşağı koşturmaktan bir gün bile vazgeçmedi.
Hele o süzülüş anları... Düşünsenize, kendi ördüğünüz devasa kanatların arasında, sadece vücudunuzu sağa sola yatırarak yön vermeye çalışıyorsunuz. Bin beş yüzden fazla uçuş gerçekleştirdi o basit planörlerle. Her seferinde biraz daha uzağa, biraz daha yükseğe... Üstelik her uçuşunu fotoğraflattı; insanlığın bir gün gerçekten uçabileceğinin kanıtıydı o kareler.
Ne yazık ki rüzgâr her zaman dostça davranmıyor. 9 Ağustos 1896 günü, yeni bir deneme uçuşunda aniden gelen sert bir türbülans kanatlarını büktü. Yaklaşık 15 metre yükseklikten düşen Lilienthal, henüz 48 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Son sözleri mi? "Küçük fedakarlıklar yapılmalıdır..."
O fedakarlık olmasaydı, bugün bulutların üstünde seyahat etmek hâlâ sadece hayallerimizi süsleyen bir masal olarak kalabilirdi.
Gökyüzüne sevdalanan bu cesur adamın hikayesi sadece bir başlangıçtı. Önümüzdeki haftalarda, onun bıraktığı o kanat izlerini takip edip gökyüzünü fetheden diğer çılgın hayalperestlerin izini sürmeye devam edeceğiz. Rüzgârı arkanızda hissetmeye hazır olun!
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın